Baklavadan İlham Alan Hamur İşleri

Baklavanın bir çok unlu mamule ilham kaynağı olduğu biliniyor. Bunlar arasında tarihi yolculuğu en bilineni ise Almanya’da oldukça popüler olan Strudel.

Baklavadan Strudel’a

Baklavanın kökenleri tartışmalı olsa da strudel’ın kökenlerinin baklava olduğu tartışmasız kabul ediliyor. Osmanlı’nın balkanlara yayılmasıyla ilk olarak Macaristan’da ortaya çıkan strudel, yolculuğuna Macaristan’dan devam ederek Almanya ve Avusturya’da sıkça tüketilmeye başlamış. Bu tarifin modern hali, baklava yufkasından uyarlanan yufkanın içine bir çeşit krema ve meyveler doldurularak yapılıyor. Pudra şekeriyle servis ediliyor.

İspanyol Pohaçasına Baklava Yorumu: Boyoz

1492 yılında İspanyol zulmünden kaçıp İzmir’e yerleşen Yahudiler, yanlarında eşsiz tatları da beraberinde getirmişti. Bunlardan ikisi, boyoz ve sübye, bugün İzmir’e özgü tatlar olarak kabul ediliyor. Peki eğer İspanya’dan geldiyse baklavayla alakası ne?

İspanyolca’da “bollos” olarak bilinen bu hamur işi, bugün İzmir’de yediğimiz kat kat yufkadan yapılan boyoza hiç benzemiyor. Geçmişte Yahudi Böreği olarak da anılan bu kahvaltılık, bugün baklava yufkasını andıran incecik yufkalardan üretiliyor. Başta mayalı kabarık bir poğaça olan boyoz, asimile olarak bugünkü halini almış.

Sütlü Nuriye

1980’de ortaya çıkan bu tatlı baklavaya birebir alternatif olarak doğmuş. Darbeden sonra İstanbul Belediye başkanı olarak atanan emekli korgeneral, baklava fiyatlarına üretimini neredeyse durduracak bir üst sınır koymuş. Bunun üzerine baklava yufkalarından yapılan, sütle şerbetlendirilen yaratıcı bir fikir olarak Sütlü Nuriye doğmuş.

Güllaç

Ramazana özgü bu tatlının baklavaya ilham kaynağı olduğu düşünülüyor, hatta baklavanın atası olarak kabul ediliyor. 14. yüzyılda Moğol Kralliyet şifacısı Hu Sihui tarafından yazılan beslenme ve sağlık kitabı Yinshan Zhenyao’da adı geçmesi sebebiyle güllacın ve dolayısıyla baklavanın, Orta Asya’dan getirildiği tahmin ediliyor.

Bir diğer rivayete göre ise 14. yüzyılda Osmanlı’da nişasta saklama yöntemi, güllaç yufkasını ortaya çıkarmış. Nişasta bozulmasın, böceklenmesin diye suyla karıştırılıp yufka şeklinde saklanmaya başlamış. Nişasta kullanılacağı zaman bu yufkalar bir süre elde ufalanarak kullanılıyormuş. Daha sonra süt ve gül suyuyla ıslatılıp ceviz ve narla servis edilmeye başlanmış. Yüzyılın sonunda, saraylıların Kastamonu ziyareti sırasında Kastamonulu Ali Usta ziyaretçilere güllaç ikram etmiş. O zamandan beri güllaç, saray mutfağından çıkmamış.